Milli Akademi

Panik Atak (Kalpteki Hissizlik)

Panik Atak (Kalpteki Hissizlik)

     Hissizlik olarak gördüğümüz boşluk aslında panik atak hastalarında olan bir belirtidir. Herhangi bir yerde beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan nefes darlığı, çarpıntı, baş dönmesi, bayılma hissi, karın bölgesindeki gerginlik veya bulantı, ellerde ve ayaklarda terleme, uyuşma, karıncalanma, vücutta üşüme hissi veya ateş basması, ölüm korkusu hissetme gibi durumlarda geçirilen nöbetlere panik atak denir.

      Panik atak tipik olarak yoğun bir korku, endişe ve kötü bir şeyler olacağı beklentisiyle ani olarak başlar ve iki ila on dakika içinde doruğa ulaşır. Atak genellikle on ile otuz dakika arasında sürer. Nadiren saatlerce panik atak nöbeti geçirilir. Kriz anında atak geçiren kişiye öncelikle solunumu düzenlenmeli ve bedeninin gevşemesi sağlanmalıdır. Negatif kaygı düşünceleri yerine olumlu cümleler ile kaygı giderilmelidir. Nöbet geçiren kişinin dikkati bedenden uzaklaştırmaya çalışılır. Nöbet geçirilirken yapılan iş bırakılmamalı sadece yavaşlamalıdır. Pozitif imajinasyonlar (beş duyu organımız tarafından algılanamayan hissel imajlar ve görüntülerdir). Sevdiğiniz yerler, ortamlar, durum ve kişilerin hayal edilebilmesi de kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olur.

     Panik atak tedavisinde öncelikli ataklara yol açan nedenler bulunur. Bu hastalık biyolojik ve psikososyal faktörler sonucu ortaya çıktığından ilaç tedavisi ile birlikte psikoterapi uygulanır. Sekiz on iki aylık tedaviler sonucunda hastada atakların tekrarlama  riski azalır. 

      Panik atak rahatsızlığı, insanı hem duygusal hem bedensel yönden zorlandığından tedavi edilmediğinde kişide; sürekli yalnız olma isteği, her konuda evham yapma, karamsar düşüncelere kapılma, kendini korumasız ve desteksiz hissetmesi nedeniyle yaşamsal kaygıya ve hatta intihara kadar giden bir duruma sürükleyebilir.

      Panik atağın genel nüfus içinde yaşam boyu görülme sıklığı 1-3 arasındadır. Her 100 kişiden 7'si hayatı  boyunca bir kere panik atak geçirebilir. Kadınlarda bu oran erkeklere göre 2 kat daha fazladır. 20-45 yaş arasındaki kadınlarda daha sık ortaya çıktığı gözlemlenmektedir.